Kendi Yerine  Başkasını Hacca Göndermek :


Bir kimse kendisi Hacdan âciz olup, başkasına kendisi [165] için Hac yapmayı emretse  (istese), o başkasının yaptığı Hac, eğer o âciz kimse aczinde devam ettiği halde ölürse ve o Hacca memur olan kimse de onun için niyet ederse, o âciz kimse için sahih olur. Bu iki şart bu­lunursa, ihcâc yâni kendi yerine başkasını Hacca göndermek sahih olur. Eğer bu iki şart bulunmazsa sahih olmaz. [166]

Kâdîhân (Rh.A.) demiştir ki: Bu zikredilen şey, emreden âciz kim­se aczinin ortadan kalkacağım umarsadır. Bunlar hastalık, hapis ve benzeri şeylerdir. Eğer aczin ortadan kalkmasını ummazsa, - kötürüm olmak ve a'mâlık gibi - yerine Haccetmesi için başkasına emretmesi caiz olur.

Ölmüş bir kimse için, onun emri ile Hac edilse, o Haccın sevabı ölü için - sahîh kavle göre - vâki' olur. Bazısı, «Ölü için Hac yerine geçmez, onun için sevâb olur,» demiştir. Sahih olan kavi birincisidir. Çünkü eserler (hadîsler) ona delâlet etmektedir. Bundan dolayı, Haccın âmiri olan kimse için niyet edilmesi ve Haccı eda eden kimsenin telbiyede onu zikretmesi şart kılınmıştır. O kimse :

«Allahümme innî üııdül hacce fcyesslrhü lî vetekabbelhü minnî ve min fülânin» «Yâ Rabbi, ben Haccetmek istiyorum. Bunu bana kolay kıl ve bunu benden ve fülândan kabul et.» der.

Şayet Hac ile me'mûr olan kimse, yolda hasta olsa, o memurun, ölünün yerine Hac edivermesi için malı başkasına vermesi caiz değildir.

Ancak eğer mal o memura verildiği zaman dilediğin gibi yap denilirse, - o memur gerek hasta olsun ve gerekse olmasın - o zaman caiz olur. Çünkü o memur mutlak şekilde vekîl olmuştur.

Bir kimse Hac için çıkıp yolda ölse ve o mekândan Hac ile vasiyet

etse, eğer bir şey açıklamış ise, iş onun açıkladığı şekildedir. Eğer bir şey açıklamamış ise, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre, malının üçtebiri o Hacca yettiğinde o Ölü için memleketinden Hac edilir. İmâmeyn' (Rh.Aleyhimâ) e göre, onun öldüğü yerden Hac edilir. Bu meseleler, Fe-tâvâyı Kâdihân'dandır.

Bir kimse Hac ile vasiyet edip onun için bir adam tetavvuan Hac etse, onun Haccı o vasiyet eden kimse için caiz görülmez. Tecrîd'-de de böyle zikredilmiştir.

Bir kimseye iki adam, bizim için Hac ediver, diye emretseler, o kim­se de onlar için Hac ediverse, o Hac onlar adına meydana gelmiş olmaz. Bilâkis o Hac memur için meydana gelmiş olur. Memur eğer o maldan nafakalanmış ise, o iki âmirin mallarını öder. Çünkü o memur baş­kasının nafakasını kendisi için Hacda harcatmıştır. O memur o Haccı, âmirin ikisinden birisi için yapmaya da kadir olmaz. Lâkin o Haccı ana-babasmdan birisi için yapması caiz olur. Çünkü o memur ana - babası için Hac etse, hangisi için isterse, o memur için caiz olur. Çünkü o te­berru edicidir. Amelinin sevabını biri veya ikisi için yapabilir. Evvelki meselede âmirin hükmiyle (kararıyla) iş görür. Bu durumda, âmire muhalefet etmekle Hac onun kendisi için olmuştur.

Mu Jısârin edâ ettiği dem (kurbân) âmire a iddir. Âmir Ölü olursa o, âmirin malındandır. Çünkü âmir, memuru bu çıkmaza sokan kimseair. Şu halde çıkmazdan kurtarmak âmire vâcibdir. Kıran ve cinayet demi Hacceden memura âiddir. Kıran deminin memur üzerine olması­nın sebebi, şükren vâcib olduğu ve Yüce Allah (C.C.), iki nüsku (iba­deti) bir arada yapmaya muvaffak kıldığı içindir. Bu nimet ise me­mura mahsûsdur. Çünkü fiilin hakikati memurdandır. Bu mesele, âmir kırana izin verdiği vakittedir. Eğer izin verilmemiş ise, memur muhalefet etmiş olur. Nafakayı öder. Cinayet deminin memur üzerine lâzım gelmesi ise, memurun cinayeti işleyici olmasındandır. Şu hal­de cinayetin keffâreti de ona âiddir.
Başkası için Hac eden kimse [167] eğer vukuf dan önce cima* ederse, nafakayı Öder ve gelecek yılda kendi malı ile Hac etmesi gerekir.
Eğer, başkasının yerine Hac eden kimse yolda ölürse veya nafaka­sı çalınırsa, âmirin geri kalan malının üçtebiri ile âmirin bulunduğu yerden [168] Hac ettirir. İmâm Muhammed' (Rh.A.) e göre, memura Hac için ayrılıp verilen inalın - eğer bir şey kalmış ise - geri kalanı ile Hac edilir. Eğer geriye bir şey kalmamış ise vasiyet edene (mûsîye) vasiyet edilenin (vasinin) kısmeti itibariyle vasiyet bâtıl olur. Çünkü vasiyet eden, eğer hayâtında bir miktar mal ta'yin edip kendisine Hac edi-vermesi için bir adama verse, vasiyet eden ölüp de malı o naibi elinde helak olsa, vasiyet edenin malından o helak olan maldan başkası alın­maz. Yine, vasî (yâni vasiyeti yerine getiren kimse), ölünün malından ayırıp verse, yine hüküm zikredilen gibidir. Çünkü vasî, mûsînin (va­siyet edenin) yerine geçer. İmâm Ebû Yûsuf' (Rh.A.) a göre, ilk üçte-birden geri kalan mal ile Hac edilir. Çünkü vasiyetin geçerli olmasının yeri üçtebir (sülüs) dir. Ondan geriye ne kadar kalırsa yerine getirilir. İmânı A'zam (Rh.A.) için buna sebeb şudur: Şüphesiz vasinin taksimi ve malı ayırması sahih olmaz. Ancak vasiyet edenin ta'yin ettiği şekle göre teslim etmek suretiyle sa"hîh olur. Halbuki o, burada o şekilde teslîm de etmemiştir. Çünkü o mal zayi' olmuştur. Bu durumda, ölünün vasiyeti, geri kalanın üçtebirinden yerine getirilir.

Hac, memurun öldüğü yerden değil, âmirin bulunduğu yerden ya­pılır, fmanjeyn' (Rh.Aleyhimâ) in sözü ise, memurun öldüğü yerden­dir. İ mâ mey n' (Rh.Aleyhimâ) in sözünün sebebi istihsândır. Şüphesiz o memurun yolculuğu, Yüce Allah* (C.C.) in :
«Evinden, Allah'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimse...» [169] kavli şerifinden dolayı bâtıl olmamıştır.                

Resûlüllah (S.A.V.) :

«Her kim Hac yolunda ölürse, onun için her yıl makbul bir Hac yazılır.» buyurmuştur.

İmâm A zam' (Rh.A.) m sözünün şekli kıyâstır. Şüphesiz yolculuk-dan mevcûd olan miktar dünya ahkâmı hakkında bâtıl olmuştur. Zira, Resûlüllah (S.A.V.) :
«Âdemoğlu öldüğü zaman ameli kesilir.» [170] buyurmuştur.

Vasiyeti yerine getirmek dünyâ ahkâmmdandır. Şu halde, vasiyet mûsînin vatanından bakî kalmıştır. O vasiyet de sanki vatanından çık­maktır. Halbuki vatanından çıkış mevcûd değildir.

Hedy, Harem'e hediye edilen şeydir ki, o, Hareni'de Allah' (C.C.) a yaklaşma (tekarrüb) hâsıl etmek için, deveden, sığırdan ve davardan olur. Bu hedyin Arafat'a gitmesi vâcib değildir. Bir kavle göre :. «Mak-sâd, Kılâde takmak gibi ilâmdır.»

Hedyde ancak, udhiyyede câîz olan caizdir. Udhiyyenin açıklaması yakında gelecektir. Koyun her şeyde caizdir. Ancak farz olan tavafı, cünub olduğu halde tavaf ederse ve yine vukûfdan sonra cima' ederse, bû ikisi için koyun caiz olmaz, bedene caiz olur.

Hedyden yemek caizdir. Hattâ müstehabdır. Ancak tetavvu', mut'-a ve kıran için olan hedyden caizdir. Çünkü o nüsk demidir. Şu halde, udhiyye yerinde oldukları için bunlardan yemek caiz olur. Diğer hedy-ler bunların aksinedir. Çünkü diğer hedyler keffâret demleridir. Cina­yet için ceza olarak meşrudurlar. Yenirse, onlardan faydalanmanın me-nedilmesi ile alâkalı olur. Şiddetle menedildiği için yenmez. Şüphesiz Nebî-i Ekrem'den (S.A.V.), onların yenmesini nehyettiğine dâir sahîh haber (hadîs) vârid olmuştur.

Diğer ikisinin yani mut'a ile kıranın hedyi nahr gününde boğazla­nır. Yani boğazlayıcılarına nahr günü teayyün eder. Mut'a ve kıran­dan başka hedyler onun dilediği vakitte boğazlanır. Hedylerin hepsi için Harem-i Şerifi ta'yin gerekir. Harem'in fakirine sadaka edilmesi için ta'yin gerekmez.

Vikâye'de : «Nahr gününün ta'yini son ikisinin boğazlanması için­dir. İkisinden başkası o ne vakit dilerse boğazlanır. Çünkü Harem hep­si için ta'yin edilmiştir. Harem'in fakirine sadaka için değildir.» de­nilmiştir.

Ben derim ki: «İkisinden başkası ne vakit dilerse boğazlanır.» sö­zünün kendinden öncesine bağlanması tekellüfe ve i'tisâfa yâni yoldan çıkmaya muhtaçtır. Nitekim bu husus ehl-i ma'rifet ve-ehl-i insafa giz­li değildir. Burada seçilmiş olan ibare daha özlüdür ye maksûdu ondan daha iyi gösterir.

Hedy, çulu ve yuları ile tasadduk edilir. Kasabın ücreti hedyin etinden verilmez; zaruret olmadıkça hedyin üzerine binilmez ve sütü de sağılmaz. Soğuk su serperek- memelerinin sütünün kesilmesine ça­lışılır.

Yolda Ölen, ya da ayağı sakat veya a'mâ olmak gibi büyük bir ku­sur (ayb) ile kusurlanan hedyin vâcib olanında, ölen başkası ile değiş­tirilir. Büyük kusur (ayb) ile kusurlanmış olanı o, dilediği gibi yapar. Hedyin nafile olanında, ölmüş olsun, kusurlanmış olsun, sahibine bir şey gerekmez. Nafile olan bedene yolda ölmeye yakın olursa kurbân edilir ve küâdesi kanı ile boyanır.

Yine, ancak fakir yesin dîye hörgücünün bir yüzüne kam sürülür.

Bunun faydası, hedy olduğu bilinip fakirlerin yemesi içindir.

Bir grub bîr günde vakfe yapsa diğer grub da, onlar vakfeye vukuf gününden sonra durdular, yâni vukuf gününde durmadılar, diye şehâ-det etse, onların şehâdetleri kabul edilmez. Eğer vakfeye vaktinden ön­ce durdular, diye şehâdet ederlerse, şayet tedârik mümkün olursa, şe-hâdetleri kabul edilir. Yâni Hacılar bir günde vakfeye dursa, bir top­luluk da onların vakfe gününden sonra durduklarına şehâdet etse, şe-hâdetleri makbul olmaz ve Hacıların Hacları istihsânen caiz görülür. Kıyâs ise caiz görmemeyi gerektirir. Çünkü Hac zaman ve mekâna mahsûs bir ibâdet olarak bilinmiştir. Bu durumda, zamansız ve mekan­sız ibâdet olmaz. Nitekim onlar vakfeye terviye gününde durmuş gibi veya Arafât'dan başka yerde durmuş gibi olmuşlardır.

İstihsâlim sebebi şudur: Şüphesiz bu topluluğun şehâdetleri olum­suzdur. Çünkü onların maksatları Hacıların Haclarının olmadığını söy­lemektir. Yine hatâdan sakınmak mümkün olmayıp tedârik zor olduğu ve iade ile enirde güçlük görüldüğü için onların şehâdetleri makbul ol­maz. Bu durumda, şüphe zamanında şehâdetlerinin olumsuz (nefy) ol­masıyla yetinilmesi vâcib olmuştur.

Terviye gününde onların vukuflarına şehâdetleri zikredilenin aksi­nedir.

Nahr günlerinin ikinci gününde cemre-i vustâ (orta cemre) ve cemre-i sâlise (üçüncü cemre) yi atsa ve cemre-i ulâ (birinci cemre) yi terk etse.bu durumda eğer tamamlamayı kasd edip ancak birinciyi taşlasa, tertipsiz de olsa, bütün hâsıl olması için caiz olmuştur. Çünkü tertib şart değildir. O, sünnet olan tertibi gözeterek hepsini sıra ile atarsa, güzeldir.

Bir kimse, farz tavafı edâ edinceye kadar yaya Hac etmeyi adaşa, yâni kendi üzerine yaya Hac etmeyi vâcib kılsa, yaya Hac eder ve zi­yaret tavafını edâ edinceye kadar binici olmaz.
Hacılardan biri bir câriye satın alsa, o câriye efendisinin izni ile ihrama girer. Hattâ efendisinden izinsiz ihrama girse, ihrama girmiş olmaz. Satın alan kimsenin, saç kesmek veya tırnak kesmekle cariyeyi ihramından çıkartıp onunla cima' etmesi caizdir. Böyle yapmak, Hac işine saygı için cima yapıp da ihramdan çıkartmakdan daha uygun­dur. [171]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler