Fâsîd Müzâraalar
Şu üç müzâraa şekli fasidin
Birincisi: Yere ve öküz birinden; diğerleri, diğerinden olması şartı ile yapılan müzâraa fâsiddir. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, bulunduğu yerin örfü böyle ise caizdir.
Fetva zâhirü'r-rivâyeye göredir. Çünkü yerin menfaati, öküzün menfaati cinsinden değildir.
Gerçekten yerin menfaati, tabiatının kuvvetiyle tohumu isbattır.
Öküzün faydası ise, çalışmaktır.
öküzün faydası, yerin faydasının cinsinden olmadığı İçin, öküz yere tâbi değildir. O takdirde çıkacak olan şeyden, öküzün ücereti bakî kalır; bu da yalnız öküzün bir taraftan olması gibi fâsiddir.
İkincisi: Yalnız tohumun bir taraftan olup, diğerlerinim ikinci taraftan olma hâlidir. îşte bu da fâsidir. Çünkü, tohum sahibi yeri icar-lamış oluyor; o ise sahibinin elinde kalıyor; icarlayanın elinde olmuyor. Buna binâen, şayet, üçüncü, dördüncü kişilerin birer öküzü oilsa da, onlar da ortak olsalar; işte bu da fâsid olur.
Üçüncüsü: Tohum ve öküz birinden olup, yer ve çalışmanın diğerinden olması hâli. Bu da fâsiddir.
Yer birinin, tohum diğerinin olur ve çıkacak mahsûle ortak olmak şartıyle, başka bir şahsın çalışmasını şart koşarlarsa; bu da fâsidir. Çünkü, bu durumda yer sahibi, çalışan şahsa: "Tohumumu, tarlama, çıkanın tamamı benim olmak şartıyle ek; tohumu ek çıkacak mahsûlün tamamı senin olsun.''demiş gibi olur ki, işte bu fâsiddir. Çünkü bu mü-zaraa, şartlıdır.
Eğer ikisi arasında şart koşarlar ve"yerden çıkanın üçtebiri veya üçte ikisi âmilin olacaktır. Ve üçte biri, yer sahibinin olacaktır"derlerse; veya bunun aksine şart koşarlarsa; işte bu ariyeti'I-arz, müzaraada
fâsidir.
Müzâraa fâsid olduğu zaman, yerden çıkan mahsûlden, yer sahibi tohumu nisbetinde; âmil de tohumu nisbetinde alırlarsa; bu fâsiddir.
Yapılacak en güzel hareket her biri tohumunun miktarı kadarını alıp; fazlasını tasadduk ederler. Çünkü, fazlalık fâsid bir akid ile yapılmıştır.
Şayet yer ve tohum onlardan birisinin olur ve "beraberce çalışarak çıkacak mahsûlü yan yarıya taksim etmeyi" şart koşarlarsa; bu caizdir. Çünkü, onlardan herbiri, o yere yarı yarıyatohumları nisbetindeçalışmışlardır.
Eğer yer, ortakların ikisinin; tohum ve çalışma ise birinin olur ve "yerden çıkacağı, yan yarıya paylaşmayı"şart koşacak olurlarsa; işte bu caiz olmaz. Çünkü, onlardan birisinin tohumu yoktur. Bu durumda o, diğerine: "Tohumunu tarlana ek; çıkanın tamamı seni almak üzere; tohumunu benim tarlama da ek çıkanın tamamı benim olmak üzere' demiş olur ki, işte bu akid(söyleşme), müzâraa hakkında caiz değildir.
Şayet tohum birinden iş de diğerinden olur ve çıkan mahsûlü müşterek taksim ederlerse; bu caiz olmaz. Çünkü tohum sahibi, arkadaşına, bu tohumun yansını bağış yapmış olur; yansıda ameline karşılık borç olur. Bu da bâtıldır.
Keza, yukarıdaki mes'elede, "çıkacak mahsûlün üçte ikisi âmilin, üçte biride yeri verenin olacaktır"diye şart koşarlar veya bunun aksi olursa; batıldır. Zira çıkacak şeyin fazlasını nefsi için şart koşmak batıl olur.
Eğer, tohum âmilden olduğunda,"çıkacak mahsûlün üçte ikisini, ona vermeyi" şart koşarlarsa; bu caiz olur. Zira, tohumu olmayan tarla sahibi, yerini ziraat için vermiştir. Çıkacak mahsulün üçte ikisini tohum sahibine vermeyi şart kaşsalar bile bu akid caizdir.
Yer de, tohum da ikisinin olur ve, birinin çalışmasını, çıkacak olan mahsûlü yan yarıya bölüşmek"üzere şart koşarlarsa; bu caizdir.Çalışmayan şahıs onun hissesinde yardımcı olmuş olur.
Yer ve tohum ikisinin olduğunda; yer sahibine, "çıkacak mahsûlün üçte birinin, âmile de, üçte ikisinin verilmesini şart koşarlarsaiki rivayetten esahh olana göre, bu da caiz değildir.Çünkü, çıkan mahsûl, onların tohumlarının nümalanmışıdır.
Tohum iki kişiden olduğunda, çıkacak mahsûle ortak olmuşlar ve çalışan şahıs üçte ikiden fazlasını alırsa; müşterek ameli sebebiyle, ona fazla bir şey alması gerekmez. Geçen mes'ele gibi, üçte ikisi tohum sahibine şart kılınırsa, caiz olmaz. Çünkü o, kendi nefsi için arazisiz ve tohumsuz ve amelsiz olarak almıştır.
Şayet, tarla ikisinin olur ve tohumu veren şahsa, çıkacak olan mahsûlün üçte ikisini vermeyi şart koşarlar; kalanı da yarı yanyataksim edecek olurlarsa; bu caiz olmaz.
Eğer tohumun üçte ikisini âmilin vermesine karşılık olarak, çıkacak mahsûlün aralarında yarı yarıya bölüşülmesini şart koşarlarsa; bu da caiz olmaz. Çünkü, bu takdirde, tohumu veren, âmile "Sen* tohumunu, çıkacak mahsûl senin almak üzre ek. Benim tohumumla senin tohumunu da çıkacak benim olmak üzre ek. "demiş olur; ki bu da caiz olrnaz.
Bir adamın yeri var; bir başka adamdan, ekmek için tohum almak ve tarladan çıkan mahsûle ortak olmak istiyor; buna çâre:Ondan, tohumun yansını satın alır. Satıcı da, onun parasını teberru eder. Sonra da, ona: "Bu tuhumun tamamını ek; çıkacak olan mahsûlün yarısını sen al; yarısı da benim olsun. "der. Hızâaetü'l-MufÜVde de böyledir.
Ziraatçi'nın, Ziraat işlerinden hiç bîrini yapmaması da müzâre ayı ifsâd eder. Çünkü akidde o vardı. Ve onu yapmayınca, müzaraa fasiddir.
Çıkacak olan mahsûlün tamamının ekicinin olması da müzâraa-yı ifsâd eder.Tohum, ister yer sahibinden olsun, isterse ekiciden olsun farketmez. Bir şey, tasadduk edilmesi de gerekmez.
Tohumun yer sahibinden olup, âmile ecr-i misil verilmesi hâli geçerlidir. Tohum â.nil tarafından olmuş olsaydı, onun yer sahibine ecr-i misil vermesi; müzaraamn fâsid olmasını gerektirirdi.
Tohum tarla sahibinden olduğu zaman âmilin ecr-i misil alacaklı olması hâlinde çıkan mahsûlün tamamı temizdir (helâldir). Şayet tohum âmil tarafından olur ve çıkan mahsûle,yer sahibi ecr-i misil borçlanırsa; çıkan mahsulün tamamı temiz olmaz. Bilakis tohumu miktarını veya çalıştığı kadarın ecr-i mislini alırsa, temiz olur.Fazla kalanını tasadduk eder.
Fâsid muzaraada yer kulamlmadıkca ecr-i misil gerekmez.
Onlardan birisi de: Fâsid müzarada belirtildiği kadar ecr-i misil gerekmesidir.
İmâm Muhammet! (R.A.)'e göre, Tam ecr-i misil gerekir.
Bu, ücret onun hissesinin tamamı olduğu zaman böyledir ki o, akid sırasında ikisi tarafından söylenmiştir.
Şayet söylenilmemişse, bi'1-icma ecr-i misil gerekir. Bedâi'de de böyledir.
Yer esahibi ve ekici, ziraatın müzâraa fâsid olduktan sonra-temiz (helal) olmasını isterlerse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) İmftmeyn'e göre bu hususta bazı durumlar vardır:
İmâm Ebo Hanîfe (R.A.)'ye göre, bir yerde, muzaraa sahih olur.
İmameyn e göre, bu durumun ne olduğunu Şeyhü'l İmâm hmüî Zâ-hid nakletmiştir. Şöyleki: Biri yer sahibinin, diğeri ise ekicinin, olmak üzere iki hisse ayrılır. Yer sahibi, ekiciye: Sana karşı, bana vâcib olan, yerin ecr-i mislini veya noksanını vermektir. Benim sana amelinin ecr-i mislini ve tohumunun bedelini vermem gerekir. Buna göre, bu buğday karşılığında anlaşma yapalım mı? der; çiftçi de: Anlaşmayı yaptım. Senin bana, öküzümün, tohumumun amelimin ecr-i mislini vermen gerekir. Benim de sana, tarlayin veya onun noksanlanmasının ecr-i mislini vermem gerekir. Sen anlaşmayı benimle yaptın."Sana gerekeni sen yap-
Un; bana gerekeni de bu buğday karşılığında ben yaptım."der; yer sahibi de: "Anlaştık." der ve karşılıklı râzi olurlarsa; işte bu, her iki taraf için de helâl olur ve aldıklarını iade etmeleri gerekmez. Karşılıklı rıza gösterince, habaset zail olup gider.
Müzaraanın fâsid olmadığı yerde, öküzler bir tarafa âit olur ve bu, şart koşulursa; müzâraa fâsid olmaz.
Öküzlerin icarlanması şart koşulursa, yine müzâraa fâsid olmaz. Öküzleri icarlamadan murad bir açıklamadır. Dolil bulunur da icar şartı olmaz ise (Meselâ: »Öküzlerle çift sürülür, ve çalıştınlırsa bu bir delildir. Veya, öküzleri bağışlar veya mîras kalır yahut satın alırsa) işte bunlar caizdir. Öküzlerden ikisinden birini icarlar ve tohum birisinden olursa yine caizdir. Fakat yerin birinden, tohumun ise, her ikisinden; çalışmanın da yeri verenden olması şart koşulursa, (Bunun şekli: Bir adam, yeri-munuda birlikte ekecekler) işte bu takdirde, biz burada üç mes'ele (durum) vardır; deriz:
Mahsûlün üçte ikisi, tarla sahibinindir. Üçte biri diğerinin dir; "diye şart koşarlarsa;Bu durumların tamamı fâsiddir. Müzâraa fâsid olunca, çıkan mahsûl aralarında tohumlan nisbetinde taksim edilir. Muhiyt'de böyledir.
En doğrusu bilen Ailahu Teâlâ'dır. [17]
Birincisi: Yere ve öküz birinden; diğerleri, diğerinden olması şartı ile yapılan müzâraa fâsiddir. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre ise, bulunduğu yerin örfü böyle ise caizdir.
Fetva zâhirü'r-rivâyeye göredir. Çünkü yerin menfaati, öküzün menfaati cinsinden değildir.
Gerçekten yerin menfaati, tabiatının kuvvetiyle tohumu isbattır.
Öküzün faydası ise, çalışmaktır.
öküzün faydası, yerin faydasının cinsinden olmadığı İçin, öküz yere tâbi değildir. O takdirde çıkacak olan şeyden, öküzün ücereti bakî kalır; bu da yalnız öküzün bir taraftan olması gibi fâsiddir.
İkincisi: Yalnız tohumun bir taraftan olup, diğerlerinim ikinci taraftan olma hâlidir. îşte bu da fâsidir. Çünkü, tohum sahibi yeri icar-lamış oluyor; o ise sahibinin elinde kalıyor; icarlayanın elinde olmuyor. Buna binâen, şayet, üçüncü, dördüncü kişilerin birer öküzü oilsa da, onlar da ortak olsalar; işte bu da fâsid olur.
Üçüncüsü: Tohum ve öküz birinden olup, yer ve çalışmanın diğerinden olması hâli. Bu da fâsiddir.
Yer birinin, tohum diğerinin olur ve çıkacak mahsûle ortak olmak şartıyle, başka bir şahsın çalışmasını şart koşarlarsa; bu da fâsidir. Çünkü, bu durumda yer sahibi, çalışan şahsa: "Tohumumu, tarlama, çıkanın tamamı benim olmak şartıyle ek; tohumu ek çıkacak mahsûlün tamamı senin olsun.''demiş gibi olur ki, işte bu fâsiddir. Çünkü bu mü-zaraa, şartlıdır.
Eğer ikisi arasında şart koşarlar ve"yerden çıkanın üçtebiri veya üçte ikisi âmilin olacaktır. Ve üçte biri, yer sahibinin olacaktır"derlerse; veya bunun aksine şart koşarlarsa; işte bu ariyeti'I-arz, müzaraada
fâsidir.
Müzâraa fâsid olduğu zaman, yerden çıkan mahsûlden, yer sahibi tohumu nisbetinde; âmil de tohumu nisbetinde alırlarsa; bu fâsiddir.
Yapılacak en güzel hareket her biri tohumunun miktarı kadarını alıp; fazlasını tasadduk ederler. Çünkü, fazlalık fâsid bir akid ile yapılmıştır.
Şayet yer ve tohum onlardan birisinin olur ve "beraberce çalışarak çıkacak mahsûlü yan yarıya taksim etmeyi" şart koşarlarsa; bu caizdir. Çünkü, onlardan herbiri, o yere yarı yarıyatohumları nisbetindeçalışmışlardır.
Eğer yer, ortakların ikisinin; tohum ve çalışma ise birinin olur ve "yerden çıkacağı, yan yarıya paylaşmayı"şart koşacak olurlarsa; işte bu caiz olmaz. Çünkü, onlardan birisinin tohumu yoktur. Bu durumda o, diğerine: "Tohumunu tarlana ek; çıkanın tamamı seni almak üzere; tohumunu benim tarlama da ek çıkanın tamamı benim olmak üzere' demiş olur ki, işte bu akid(söyleşme), müzâraa hakkında caiz değildir.
Şayet tohum birinden iş de diğerinden olur ve çıkan mahsûlü müşterek taksim ederlerse; bu caiz olmaz. Çünkü tohum sahibi, arkadaşına, bu tohumun yansını bağış yapmış olur; yansıda ameline karşılık borç olur. Bu da bâtıldır.
Keza, yukarıdaki mes'elede, "çıkacak mahsûlün üçte ikisi âmilin, üçte biride yeri verenin olacaktır"diye şart koşarlar veya bunun aksi olursa; batıldır. Zira çıkacak şeyin fazlasını nefsi için şart koşmak batıl olur.
Eğer, tohum âmilden olduğunda,"çıkacak mahsûlün üçte ikisini, ona vermeyi" şart koşarlarsa; bu caiz olur. Zira, tohumu olmayan tarla sahibi, yerini ziraat için vermiştir. Çıkacak mahsulün üçte ikisini tohum sahibine vermeyi şart kaşsalar bile bu akid caizdir.
Yer de, tohum da ikisinin olur ve, birinin çalışmasını, çıkacak olan mahsûlü yan yarıya bölüşmek"üzere şart koşarlarsa; bu caizdir.Çalışmayan şahıs onun hissesinde yardımcı olmuş olur.
Yer ve tohum ikisinin olduğunda; yer sahibine, "çıkacak mahsûlün üçte birinin, âmile de, üçte ikisinin verilmesini şart koşarlarsaiki rivayetten esahh olana göre, bu da caiz değildir.Çünkü, çıkan mahsûl, onların tohumlarının nümalanmışıdır.
Tohum iki kişiden olduğunda, çıkacak mahsûle ortak olmuşlar ve çalışan şahıs üçte ikiden fazlasını alırsa; müşterek ameli sebebiyle, ona fazla bir şey alması gerekmez. Geçen mes'ele gibi, üçte ikisi tohum sahibine şart kılınırsa, caiz olmaz. Çünkü o, kendi nefsi için arazisiz ve tohumsuz ve amelsiz olarak almıştır.
Şayet, tarla ikisinin olur ve tohumu veren şahsa, çıkacak olan mahsûlün üçte ikisini vermeyi şart koşarlar; kalanı da yarı yanyataksim edecek olurlarsa; bu caiz olmaz.
Eğer tohumun üçte ikisini âmilin vermesine karşılık olarak, çıkacak mahsûlün aralarında yarı yarıya bölüşülmesini şart koşarlarsa; bu da caiz olmaz. Çünkü, bu takdirde, tohumu veren, âmile "Sen* tohumunu, çıkacak mahsûl senin almak üzre ek. Benim tohumumla senin tohumunu da çıkacak benim olmak üzre ek. "demiş olur; ki bu da caiz olrnaz.
Bir adamın yeri var; bir başka adamdan, ekmek için tohum almak ve tarladan çıkan mahsûle ortak olmak istiyor; buna çâre:Ondan, tohumun yansını satın alır. Satıcı da, onun parasını teberru eder. Sonra da, ona: "Bu tuhumun tamamını ek; çıkacak olan mahsûlün yarısını sen al; yarısı da benim olsun. "der. Hızâaetü'l-MufÜVde de böyledir.
Ziraatçi'nın, Ziraat işlerinden hiç bîrini yapmaması da müzâre ayı ifsâd eder. Çünkü akidde o vardı. Ve onu yapmayınca, müzaraa fasiddir.
Çıkacak olan mahsûlün tamamının ekicinin olması da müzâraa-yı ifsâd eder.Tohum, ister yer sahibinden olsun, isterse ekiciden olsun farketmez. Bir şey, tasadduk edilmesi de gerekmez.
Tohumun yer sahibinden olup, âmile ecr-i misil verilmesi hâli geçerlidir. Tohum â.nil tarafından olmuş olsaydı, onun yer sahibine ecr-i misil vermesi; müzaraamn fâsid olmasını gerektirirdi.
Tohum tarla sahibinden olduğu zaman âmilin ecr-i misil alacaklı olması hâlinde çıkan mahsûlün tamamı temizdir (helâldir). Şayet tohum âmil tarafından olur ve çıkan mahsûle,yer sahibi ecr-i misil borçlanırsa; çıkan mahsulün tamamı temiz olmaz. Bilakis tohumu miktarını veya çalıştığı kadarın ecr-i mislini alırsa, temiz olur.Fazla kalanını tasadduk eder.
Fâsid muzaraada yer kulamlmadıkca ecr-i misil gerekmez.
Onlardan birisi de: Fâsid müzarada belirtildiği kadar ecr-i misil gerekmesidir.
İmâm Muhammet! (R.A.)'e göre, Tam ecr-i misil gerekir.
Bu, ücret onun hissesinin tamamı olduğu zaman böyledir ki o, akid sırasında ikisi tarafından söylenmiştir.
Şayet söylenilmemişse, bi'1-icma ecr-i misil gerekir. Bedâi'de de böyledir.
Yer esahibi ve ekici, ziraatın müzâraa fâsid olduktan sonra-temiz (helal) olmasını isterlerse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) İmftmeyn'e göre bu hususta bazı durumlar vardır:
İmâm Ebo Hanîfe (R.A.)'ye göre, bir yerde, muzaraa sahih olur.
İmameyn e göre, bu durumun ne olduğunu Şeyhü'l İmâm hmüî Zâ-hid nakletmiştir. Şöyleki: Biri yer sahibinin, diğeri ise ekicinin, olmak üzere iki hisse ayrılır. Yer sahibi, ekiciye: Sana karşı, bana vâcib olan, yerin ecr-i mislini veya noksanını vermektir. Benim sana amelinin ecr-i mislini ve tohumunun bedelini vermem gerekir. Buna göre, bu buğday karşılığında anlaşma yapalım mı? der; çiftçi de: Anlaşmayı yaptım. Senin bana, öküzümün, tohumumun amelimin ecr-i mislini vermen gerekir. Benim de sana, tarlayin veya onun noksanlanmasının ecr-i mislini vermem gerekir. Sen anlaşmayı benimle yaptın."Sana gerekeni sen yap-
Un; bana gerekeni de bu buğday karşılığında ben yaptım."der; yer sahibi de: "Anlaştık." der ve karşılıklı râzi olurlarsa; işte bu, her iki taraf için de helâl olur ve aldıklarını iade etmeleri gerekmez. Karşılıklı rıza gösterince, habaset zail olup gider.
Müzaraanın fâsid olmadığı yerde, öküzler bir tarafa âit olur ve bu, şart koşulursa; müzâraa fâsid olmaz.
Öküzlerin icarlanması şart koşulursa, yine müzâraa fâsid olmaz. Öküzleri icarlamadan murad bir açıklamadır. Dolil bulunur da icar şartı olmaz ise (Meselâ: »Öküzlerle çift sürülür, ve çalıştınlırsa bu bir delildir. Veya, öküzleri bağışlar veya mîras kalır yahut satın alırsa) işte bunlar caizdir. Öküzlerden ikisinden birini icarlar ve tohum birisinden olursa yine caizdir. Fakat yerin birinden, tohumun ise, her ikisinden; çalışmanın da yeri verenden olması şart koşulursa, (Bunun şekli: Bir adam, yeri-munuda birlikte ekecekler) işte bu takdirde, biz burada üç mes'ele (durum) vardır; deriz:
Mahsûlün üçte ikisi, tarla sahibinindir. Üçte biri diğerinin dir; "diye şart koşarlarsa;Bu durumların tamamı fâsiddir. Müzâraa fâsid olunca, çıkan mahsûl aralarında tohumlan nisbetinde taksim edilir. Muhiyt'de böyledir.
En doğrusu bilen Ailahu Teâlâ'dır. [17]
Konular
- Müzâraanın Mâhiyeti:
- Müzâraa'nın Rüknü:
- Müzâraanın Sıhhatinin Şartları:
- Ziraatçı İle İlgili Şartlar:
- Ekilecek Şeye Âit Şartlar:
- Müzâraanın Sıhhatinin Diğer Şartları:
- Arazi İle İlgili Şartlar:
- Zirâat Vasıtaları İle İlgili Şartlar:
- Müzâraa'nın Müddeti:
- Müzâraada Hisselerin Belirtilmesi:
- Müzaraa Akdini İfsâd Eden Şartlar:
- Müzâraatın Hükümleri:
- 2- MÜZÂRAA'NIN ÇEŞİTLERİ
- Caîz Olan Ve Caiz Olmayan Müzâraa Şekillerî
- Caîz Olan Müzâraalar:
- Fâsîd Müzâraalar
- 3- MÜZÂRAADARİ ŞARTLAR
- 4- TARLA VEYA HURMALIK SAHİBİNİN, KENDİSİNİN ÇALIŞMAYA BAŞLAMASI
- 5- BİR YERİ, ZÎRAAÎCİNİN, BİR BAŞKASINA MÜZÂRAATEN VERMESİ
- 6- MÛZÂRAADA, MUAMELENİN ŞART KOŞULMASI
- 7- MÜZÂRAADA İHTİLAF
- 8- ZİRÂİ ORTAKLIKTA, TARLA VEYA HURMALIK SAHİBİ İLE ÇİFTÇİ VE ÂMİLİN HİSSELERİNİN FAZLALAŞTIRILMASI
- 9- ARAZİ SAHİBİNİN ÖLMESİ VEYA ZİRAAT VAKTİNİN GEÇMESİ HÂLİNDE, EKİLİ ŞEY BAKLİYAT VEYA HURMA OLURSA
- 10- BİR ARAZİYİ, ORTAKLARDAN BİRİNİN VEYA BİR GASIBIN EKMESİ
- 11- EKMESİ İÇİN, BİR ORTAĞA VERİLMİŞ BULUNAN BİR YERİN SATILMASI
- 12- MUAMELE VE MUZÂRAA'NIN FESHİNDE ÖZÜR
- 13- ÇİFTÇİ VEYA İŞÇİNİN ÖLÜMÜ HÂLİNDE, YAPTIĞI ZİRÂİ İŞLER BİLİNMİYORSA DURUM NE OLUR?
- 14- HASTANIN, MÜZÂRAA VE MUAMELESİ
- Hastanın, Müzâraa Ve Muâmeıe Hakkındaki İkrarı
- 15- MÜZARAA VE MUAMELEDE REHİN